Artan sıcaklıklardan değişen yağış rejimlerine kadar iklim değişikliği, gıda sistemimizin pek çok kırılganlığını gün yüzüne çıkarıyor. Çiftçilik hiçbir zaman kolay bir iş olmadı; ancak daha sık yaşanan kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları, artan sel riskleri ve giderek sıkılaşan düzenlemeler bu zorlukları daha da artırıyor. Avrupa’daki tarım sistemlerinin günümüzün zorluklarına nasıl uyum sağlayabileceğini anlamak için çiftçiler ve Pipelife’ın tarım uzmanlarıyla görüştük.
2050 yılına kadar küresel gıda talebinin %59 ile %98 arasında artması bekleniyor. Bu durum, tarımsal üretimi nasıl ölçeklendireceğimiz ve üretim sistemlerinin dayanıklılığını nasıl artıracağımız sorusunu gündeme getiriyor. Avrupa Birliği, dünyanın önde gelen gıda üreticilerinden biri olarak görülse de mevcut tarımsal üretim uygulamalarının sürdürülebilirliği yoğun şekilde tartışılmaktadır.
“Bugün Avrupa’da gördüğümüz tablo şu: tarımsal gıda ürünlerine olan talep artarken, su gibi yerel kaynaklar giderek azalıyor,” diyor Pipelife Sulama Sistemleri İş Geliştirme Müdürü Dusan Jankovic. “Bu da mevcut çözümlerden daha verimli ve daha sürdürülebilir sistemlere ihtiyaç duyduğumuz anlamına geliyor.”
Son yıllarda dünya genelinde ürün kayıpları daha sık görülmeye başladı ve Avrupa da bu durumun dışında değil. Özellikle 2022 yazı, kıtanın orta ve güney bölgelerini etkileyen eşi benzeri görülmemiş kuraklıklar nedeniyle oldukça endişe vericiydi. Bu durum, verimlerin ciddi şekilde düşmesine yol açarken birçok çiftçinin geleceğe dair kaygılarını artırdı.
Kurak ve yarı kurak bölgelerde sulama, tarımsal üretimin dayanıklılığını artırmanın en etkili yollarından biri olarak görülmektedir. Her ürünün su ihtiyacının doğru şekilde karşılanması; daha sağlıklı bitki gelişimi, hastalıklara karşı daha yüksek direnç ve sıcaklık stresine karşı daha iyi koruma sağlar.
Bununla birlikte, tarım sektörü Avrupa Birliği’nde toplam su kullanımının yaklaşık dörtte birini oluşturmaktadır. Bu nedenle sulamanın artırılması, mutlaka su yönetiminde verimlilik artışı ile birlikte ele alınmalıdır. Avrupa topraklarının yaklaşık beşte biri hâlihazırda su stresi altındadır ve AB’nin bu yaz su tüketimine yönelik daha sıkı politikalar açıklaması beklenmektedir.
“Uzun yıllar boyunca suyun ücretsiz ve bol olduğu yönünde bir algı vardı,” diyor Pipelife Ar-Ge Uluslararası Proje Müdürü Konstantinos Akritanakis. “Ne yazık ki bu gerçeklikten oldukça uzak ve mevzuat da artık bunu yansıtmaya başlıyor. Bazı ülkelerde sulama suyunun fiyatlarının artırıldığını ve aynı zamanda daha sıkı düzenlemelerin devreye alındığını görüyoruz.”
Farklı sulama teknolojileri, uygulama verimliliği açısından önemli ölçüde farklılık gösterir. Bu verimlilik, kök bölgesinde depolanan su miktarının, verilen toplam sulama suyuna oranlanmasıyla hesaplanır ve yaklaşık %50 ile %99 arasında değişebilir. Tarımda su kullanımına yönelik kısıtlamaların giderek sıkılaşmasının beklendiği günümüzde, farklı sulama teknolojileri arasındaki bu verimlilik farkları hem tarımsal kuruluşların hem de çiftçilerin daha fazla dikkatini çekmektedir.
Damla sulama (mikro sulama) ise suyun yavaş ve doğrudan bitki kök bölgesine verilmesi sayesinde günümüzde en ekonomik sulama teknolojisi olarak kabul edilmektedir.
“Her ürünün optimum büyüme için belirli bir su ihtiyacı vardır ve bunu değiştiremeyiz,” diye açıklıyor Jankovic. “Ancak hassas sulama sayesinde buharlaşma, yüzey akışı veya derine sızma kaynaklı su kayıplarını neredeyse tamamen ortadan kaldırabiliriz.”
Hassas sulama sistemlerinin kurulum maliyetleri ilk bakışta yüksek görünebilir; ancak giderek daha fazla çiftçi, bu yatırımın kendini kısa sürede amorti ettiğini fark ediyor. Mevcut sulama altyapılarının modernize edilmesi ve sulama verimliliğinin artırılması, önemli ölçüde su tasarrufu sağlarken çiftçilerin rekabet gücünü korumalarına hatta artırmalarına olanak tanır.
Romanya’nın Dumbrava bölgesinde arazi sahibi olan Craciun Nicolae Claudiu, geçen yıl mısır tarlalarından birine damla sulama sistemi kurmaya karar verdi ve elde ettiği sonuçlar oldukça çarpıcı. Ülke genelinde, eşi benzeri görülmemiş kuraklıklar nedeniyle son 15 yılın en düşük mısır üretimi kaydedilirken, Claudiu’nun sulanan tarlasında hektar başına 12–14 ton verim elde edildi. Karşılaştırmak gerekirse, yakınındaki sulanmayan tarlada bu rakam yalnızca 2–3 ton/ha seviyesinde kaldı.
“Hasat sonrasında sadece ben değil, komşularım da sonuçlardan oldukça etkilendi,” diyor Claudiu, sulanan tarladaki 4 ila 6 kat daha yüksek verime dikkat çekerek. “Sezon boyunca sulama sistemi beklendiği gibi çalıştı ve bakım süreci oldukça kolay ve sorunsuzdu.”
Bu yıl Claudiu, çiftliğindeki sulanan alanı şimdiden iki katına çıkardı. Claudiu ile birlikte en uygun damla sulama çözümünü geliştiren Pipelife Sulama Müdürü Ionut Mocanu da sonuçlardan son derece memnun.
“Geçtiğimiz yaz yaşadığımız aşırı sıcak hava dalgaları göz önüne alındığında, bu verimler gerçekten etkileyici,” diyor Mocanu. “Çiftçiler arasında hassas sulamaya yönelik farkındalığın artması ve AB fonlarının daha erişilebilir hale gelmesiyle, bu teknolojiye yönelen müşteri sayısının hızla artmasını bekliyoruz.”
Hassas sulamanın faydaları teoride açıkça görülse de, tüm çiftçiler aynı olumlu deneyimi yaşamış değil. Karmaşık ve zaman alıcı bakım süreçleri, damla sulama sistemleriyle ilgili en yaygın şikayetlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Girit’in Paleohora bölgesinde sebze üretimi yapan Mihalis Klonizakis, tüm damla sulama sistemlerinin aynı kalitede olmadığını bizzat deneyimlemiş bir çiftçi. Avrupa’nın en güney bölgelerinden birinde tarım yapan ve toplam su kullanımının yaklaşık %85’inin sulamaya gittiği bir bölgede faaliyet gösteren Klonizakis için hassas sulama bir tercih değil, zorunluluktur. Ancak önceki sistemi sık sık tıkanma sorunları yaşatıyordu.
“Boruları düzenli olarak mekanik olarak açmak ya da yıkamak zorunda kalıyordum, ancak bu çözümler sadece geçici oluyordu,” diye hatırlıyor.
Üç yıl önce bakım zorluklarının zirveye ulaşmasıyla Klonizakis, mevcut sistemine alternatif arayışıyla Pipelife ile iletişime geçti. Çiftçiye danışmanlık veren Konstantinos Akritanakis, tıkanma şikayetlerinin sektörde yaygın olduğunu kabul ediyor.
Akritanakis’e göre, damla sulama boruları ve damlatıcıların tasarımı ve malzeme kalitesi, sistemin genel performansını doğrudan etkiliyor. Daha yüksek kaliteli çözümler, daha hassas su dağılımı sağlarken aynı zamanda aşınmaya ve toprak partiküllerinin sisteme zarar vermesine karşı daha dayanıklıdır.
“Tıkanma genellikle daha basit damla sulama borularında görülür,” diyor Akritanakis. “Bunun nedeni, boru içindeki türbülans ve yetersiz damlatıcı tasarımıdır. Tıkanmayı belirleyen şey damlatıcının boyutu ya da şekli değil, suyun içinden nasıl geçtiğidir.”
Eski sulama sistemini değiştirmesinin üzerinden üç sezon geçen Mihalis Klonizakis, elde ettiği sonuçların beklentilerini aştığını belirtiyor. Sisteminde basınç dalgalanması ya da yüzey akışı gözlemlemediğini, tüm bitkilerde homojen büyüme sağlandığını ve verimin dönüm başına 18–20 ton domatese ulaştığını ifade ediyor. Ancak çiftçi için en büyük rahatlık, yeni sistemde tıkanma sorununun tamamen ortadan kalkmış olması.
“Bu sistem o kadar az bakım gerektiriyor ki bazen tamamen unutuyorum. Artık damla borularıyla uğraşmak yerine üretime odaklanıyorum,” diyerek sözlerini özetliyor.
Hiçbir tarım işletmesi bir diğeriyle aynı olmadığı için, hem yüksek verim sağlayan hem de kolay bakım imkânı sunan en uygun sulama sisteminin belirlenmesi, bireysel yaklaşım ve uzmanlık gerektirir. Toprak yapısı, su kaynaklarına yakınlık, arazi büyüklüğü ve topografyası, ürün türleri ve üretim yöntemleri gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerekir.
“Sulama hizmetlerinde benzersiz bir uçtan uca yaklaşım geliştirdik — bu yaklaşım danışmanlıktan projeye özel sistem tasarımına, tedarik ve kurulumdan kapsamlı satış sonrası desteğe kadar tüm süreci kapsıyor,” diye açıklıyor Dusan Jankovic. “Sistem kurulduktan sonra da ekiplerimiz müşterilerle iletişimde kalıyor ve her türlü soru veya ihtiyaçta destek sağlamaya devam ediyor.”
Bu yaklaşımın bir örneği de Sırbistan’ın Obrenovac bölgesinde yaşayan yaban mersini üreticisi Andrija Becin. Beş yıl öncesine kadar yakınlardaki bir elektrik santralinde çalışan Becin’in en büyük hayali her zaman aile çiftliğini kurmaktı. Yaban mersinine yönelik artan ihracat talebi, onu bu ürüne yönlendirdi; ancak yaban mersini üretiminin oldukça hassas ve karmaşık bir süreç olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Bitkilerin sağlıklı gelişebilmesi için toprak pH değerinin 4 ile 5,5 arasında olması ve sulama suyunun elektriksel iletkenliğinin yaklaşık 1 mS/cm seviyesinde tutulması gibi birçok kritik koşulun sağlanması gerekiyor.
“Yaban mersini üretiminde su yönetimi her şeydir,” diyor Becin. “Fazla ya da yetersiz su veya yanlış pH değeri, doğrudan düşük verime yol açar.”
Becin ailesinin şu anda 3,8 hektarlık bir arazisi bulunuyor; ancak tarlaları %17 eğime sahip bir yamaç üzerinde yer alıyor. Bu tür arazilerde homojen sulama ve gübreleme (fertigasyon) sağlamak oldukça zordur. Bu nedenle aile, kapsamlı teknik destek içeren, kendilerine özel bir damla sulama çözümü arayışına girdi.
Dusan Jankovic ile yakın iş birliği içinde yürütülen çalışmalar sonucunda, Becin’in bahçesi için en uygun çözüm olarak basınç dengeleyici ve damlatma sonrası su sızdırmayan (no-drain) bir damla sulama sistemi seçildi. Bu sistem, her bitkiye eşit miktarda su verilmesini sağlarken, yarı otomatik kontrol ünitesi sayesinde operatörün sulama ve gübreleme programlarını hızlı ve kolay şekilde ayarlamasına olanak tanır.
“Yaban mersini üretimi oldukça hassas olduğu için yarı otomatik kontrol sistemi, denemeler yapmamı ve tarlam için en doğru yöntemi öğrenmemi kolaylaştırdı,” diyor Becin. “En çok takdir ettiğim şey ise Dusan’ın her zaman ulaşılabilir olmasıydı. Özellikle sistemi öğrenme sürecinde her zaman kendisine ulaşabildim ve birlikte tüm sorunları çözdük. Şimdi edindiğim bilgiyle çiftliğimi daha da modernize etmek ve tamamen otomatik bir sisteme geçmek konusunda kendime güveniyorum.”
Avrupa’da giderek daha fazla bölge su stresi ile karşı karşıya kalırken, hassas tarım teknolojilerinin benimsenmesi hız kazanıyor. En ileri düzey hassas sulama çözümleri, kurak bölgelerde çevresel ve gıda güvenliği sorunlarının çözümüne katkı sağlarken, işletmelerin hava koşullarına bağımlılığını azaltmalarına ve zorlu pazarda rekabet avantajı elde etmelerine yardımcı olur.
Tarımda sürdürülebilir su kullanımına yönelik AB desteklerinin artmasının beklendiği bu dönemde, çiftçilerin bilgilendirilmesi ve mevcut teknolojilere uyum süreçlerinde desteklenmesi kritik önem taşımaktadır.
“Önümüzdeki yıllarda hassas sulamaya olan ilgi, özellikle akıllı sulama çözümlerine yönelik olarak daha da artacak,” diyor Jankovic. “Yalnızca premium kalitede kapsamlı bir ürün portföyü sunmakla kalmadık, aynı zamanda çiftçilerin adaptasyon ve öğrenme süreçlerinde yanlarında olacak deneyimli bir müşteri destek yapısı da oluşturduk. Ortak hedefimiz; her tarladan ve her bitkiden maksimum verim elde ederken, değerli kaynakları korumaktır.”